Uzm. Psk. Dr. Sevilay Abudaram ile İlişkiler… Modern dünyanın en çok konuşulan ama en az gerçekten anlaşılan alanlarından biri. Aşkın romantik anlatılarla idealize edildiği, fakat gerçek hayatta çoğu zaman tekrar eden döngüler, iletişim kırılmaları ve görünmeyen psikolojik dinamiklerle şekillendiği bir alan.
FounderN Studio olarak bu röportajda, çift terapisti Uzm. Psk. Dr. Sevilay Abudaram ile modern ilişkilerin perde arkasını, aşkın psikolojisini, bağlanma biçimlerini ve uzun ilişkilerin gerçek sınavlarını konuştuk.
1. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Bugün yaptığınız işi seçmenize neden olan kırılma anı neydi?

Ben Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun olduktan sonra, insanların iç dünyalarını yakından tanımak istedim. İnsanların iç dünyalarının hayatlarında belirleyici olduklarını düşündüğüm için, daha çok bilgi sahibi olarak bu alanı derinlikli öğrenmek istedim. O nedenle de Klinik Psikoloji alanında Bilgi Üniversitesi’nde yüksek lisans ve İngiltere Exeter Üniversitesi’nde doktora yaptım. Daha sonrasında bireysel yetişkinliklerle terapi yaparken, fark ettim ki, insanların en çok sorun yaşadığı kısım, ilişkiler. İster anne-babasıyla ilişki, ister sevgilisiyle, ister 30 yıllık eşiyle ya da çocuğuyla olsun, insanların sorun yaşadığı, kördüğümlerin olduğu kısımlar hep ilişkilerdeydi.
O nedenle doktora eğitimim süresince Kanada ve Türkiye’den çift ve aile terapileri eğitimimi tamamlayıp çift terapisti olarak, çift ilişkilerini mercek altına aldığım bir uzmanlık daha edinmiş oldum. Artık, ilişkileri bireysel terapi süreçlerinden kişilerin tarafından dinlemenin ve çözmenin yanı sıra çiftlerin her ikisinin de gözünden dinleyerek sorunlarını çözmeyi deneyimler oldum.
2. Modern ilişkilerin en büyük yanılgısı nedir? İnsanlar gerçekten aşkı mı arıyor, yoksa çocukluk yaralarının onayını mı?
Herkes, romantik ilişkisinde farkında olarak ya da çoğunlukla farkında olmayarak, çocukluk döneminden itibaren doyurulmamış ihtiyaçlarını çift ilişkilerinde doyurmaya çalışır. Ama öyle fena bir girdaptır ki bu durum, hem bu ihtiyaçları doyurulsun ister ama hem de bu ihtiyaçlarının doyurulamayacağı ilişkiler içinde bulur kendini. Tıpkı annesi-babasıyla kurduğu ilişki gibi, farkında olmadan içinde olduğu psikolojik döngüler, kişiyi ablukasına almıştır.
Ve her yakın ilişkisinde de anne-babasıyla olan ilişkisinde var olan psikolojik döngüler, doyurulmamış ihtiyaçlar kendisini gösterir. Örneğin, genç bir kadının annesiyle ilişkisinde, çocukluk döneminden beri tanıdık olan, duygularının yok sayılması, düşüncelerinin önemsenmemesi ve değersizleştirilmesi durumu varsa, bundan bir an önce kurtulacağı ilişkilere sahip olmak ister. Ancak partnerlerinin annesi gibi davrandığını deneyimler.
Ne zaman ki kişi, bu döngülerin farkına varır, partnerinden beklentilerini geçmişteki anne-babasıyla olan ilişkisindeki döngülere göre değil de mevcut ilişkisine göre belirler, o zaman insanlar aşkı bulabilirler. Aksi halde, kişinin yaşadığı aşkı yaşamak değil, kendi bireysel karşılanmamış psikolojik ihtiyaçlarını karşılamanın peşinde olur.
3. Bir çift ilk kez karşınıza oturduğunda, ilişkinin yürümeyeceğini size en hızlı ele veren sinyal ne oluyor?

Bir ilişkide en büyük sorunlar bile çözülebilir. Fakat, bunun için tek bir şart var. Partnerlerin her ikisinin de o sorunu çözmek, ilişkilerini iyileştirmek ve sağlıklı hale getirmek için emek, çaba, zaman ve enerji harcaması gerekir. Sorunun içeriğine göre, sorunun çözülmesi bazen oldukça uzun zaman almasına rağmen imkânsız değildir. Ve fakat, eğer bunu partnerlerin her ikisi de yapmıyorsa, sorunlar en basitinden en karmaşığına kadar düşündüğümüzde çözülemez kalır.
Fakat, bir de en tehlikeli olan girdap vardır ki, çiftlerde gördüğümde zihnimde tehlike çanları çalar. Bir ilişkide tartışma yaşandığında, partnerlerden sadece biri her zaman alttan alıyor, diğeri de kendi istediği gibi ilişkiyi yönetiyorsa, bu ilişkide büyük tehlike var demektir. Fena bir döngüdür, ister ilişkide 3 sene geçsin, ister 35 sene geçsin, mutlaka bir gün bu döngü kırılır. Bazen çok yıkıcı şekilde olur. Mesele, ilişki üzerinde bu kadar yıkıcı bir etki bırakmadan, bu döngünün en sağlıklı şekilde değişmesidir.
4. Güçlü, başarılı ve zeki insanların ilişkilerde daha fazla zorlandığını gözlemliyor musunuz? Bunun psikolojik sebebi nedir?
Güçlü, başarılı ve zeki insanların hayatlarında sahip oldukları bir dolu somut beceri setleri vardır. Analitik düşünebilme, planlı olma, organizasyon becerilerine sahip olma, disiplinli olma, çok çalışma gibi özelliklere sahiptirler. Bu beceriler çok kıymetlidir elbette, ancak bu beceri setinin içinde duygusal farkındalık, duygusal olarak iletişimin güçlü olması öncelikli yetiler olarak görülmez.
Bu inanç her ne kadar yanlış olsa da insanlar iş hayatında güçlü vebaşarılı olmak için duygu dünyalarının önemini görmezden gelirler. Halbuki bir insanın güçlü, başarılı ve zeki olmasını destekleyecek bir beceri de kendi iç dünyasını anlaması ve dolayısıyla başkalarının iç dünyasını da anlamaktır.
Güçlü ve başarılı insanlar, analitik düşüncenin gücüyle, duyguları önemsemediğinde, duygusal farkındalığı da düşük olduğundan çift ilişkilerinde aynı başarıyı hissedemiyorlar. O nedenle, kariyer başarısı, analitik düşünce başka becerileri, duygusal ilişkilerde başarı ise başka becerileri gerektiriyor.
5. İnsanlar neden kendilerine iyi gelmeyen partnerlere tekrar tekrar çekilir? Bu bir kader mi yoksa öğrenilmiş bir bağlanma biçimi mi?
İnsanların hayatları boyunca karşılanmasını beklediği ihtiyaçlara sahiptirler. Bunlara örnek olarak, ait olma, sevilme, değer görme, özgür hissetme, saygı görme, önemsenme verilebilir. Ve her bir kişi bu ihtiyaçlarının karşılanacağı ilişkiler yaşamak ister. Fakat, ilk ilişki kurduğumuz anne-babalarla ilişkilerde öğrenilen davranışlar, edinilen döngüler, öne çıkan temalar kişinin ilişki kurma biçimi belirler. Kişi, çocukken bunun farkında değildir, çünkü farklı ilişkiler kurma şansı olmadığı ve düşünce kapasitesi de gelişim evresinde olduğu için neyin doğru neyin yanlış olduğunu çocukken idrak edemez. O nedenle de o ilişkide öğrendiklerini büyüdükçe kurduğu arkadaş ve romantik ilişkilerinde de aynen devam ettirmeye çalışır.
İlişki repertuarı genişledikçe, duyguların adlarını koydukça, birey olarak ilişkideki partner olarak beklentilerini fark ettikçe ezberi bozulmaya başlar. Ancak yerine de ne koyacağını bilemez. O nedenle, farkında olmadan, hep tanıdık olan döngülerin tekrar edeceği kişiler seçerken bulur kendisini. Bunu ilişkinin en başında göremez, hatta her defasında “bu seferki başka” der, ancak ilişki devam ettikçe bir bakar ki, yine aynı döngü tekrar ediyor.
Ve artık yetişkinlik döneminde bunu fark etmek, bu döngüleri değiştirmek gayet mümkündür. Yetişkinlerin analiz edebilme, düşünebilme becerileri çocukluk dönemine göre gelişmiştir ve artık sorumluluk alıp işlevsiz döngüleri değiştirme şansına sahiptir. O nedenle, bu bir kader değildir, sadece erken çocukluk döneminde öğrenilenlerin etkisidir. Bu etkiler de değiştirilebilirdir.
6. Sağlıklı bir ilişkiyi psikolojik açıdan tanımlasanız, vazgeçilmez 3 temel yapı taşı ne olurdu?
Sağlıklı bir ilişkinin olabilmesi için ilişkide olması gereken 3 temel yapı taşı şunlar olmalıdır;
-Bireysel farkındalık
-Empati
-Psikolojik dayanıklılık
Partnerlerin her ikisinin bireysel farkındalıklarının olması, duygularını, beklentilerini, partnerlerinden isteklerini, ihtiyaçlarını daha net bir şekilde ifade edebilir ve daha sağlıklı iletişim kurabilir olmalarını sağlar. O nedenle, sağlıklı bir ilişki yaşayabilmek için, öncelikle kişinin kendi iç dünyasını, ihtiyaçlarını, döngülerini bilmesi gerekir.
Daha sonra da empati becerisini kullanarak, partnerinin hikayesini dinlemek, anlamak, kendi hikayesiyle karıştırmadan görece objektif bir şekilde yorumlamak zorundadır. Çünkü herkesin hayatı ve hikayesi biriciktir ve bu yaşamların biri daha doğru, diğeri daha yanlıştır demek de mümkün değildir. Bu kulağa sahip olmak dinlemek, iletişimin sağlıklı olması açısından şarttır.
Bir diğer çiftlerin edinmesi gereken özellik ise, psikolojik dayanıklılık. Bir ilişkide her şey yaşanabilir. En zor duygular, en zor olaylar da ilişkide yönetilmesi gereken durumlar olabilir. Zorlayıcı duygular ve/veya durumlar olduğunda, kişilerin psikolojik dayanıklılığı ne kadar iyi olursa, olayları, duyguları, karşılıklı beklentileri yönetmek o kadar mümkün olur. Bireysel farkındalıkları ve empatik duruşlarıyla beraber kaotik bir ortamda bile psikolojik olarak esneyebilir ve o durumu yönetebilir olurlar.
Çiftler, ilişkilerine bu 3 unsuru dahil ettiklerinde, sırtları yere gelmeyecektir. Sorunlar yaşasalar bile, en sağlıklı şekilde yönetecek, ilişkilerinin derinden etkilenmesine fırsat vermeyeceklerdir.
7. Günümüzde çiftlerin en büyük iletişim illüzyonu nedir? Konuştuklarını sanıp aslında birbirlerini duymuyor olabilirler mi?
Çiftlerin iletişimde yaşadığı en büyük illüzyon, birbirlerini dinlediklerini ve anladıklarını sanmaları. Çiftlerin istediği, partnerinin onu anlaması, dinlemesi. Ancak çiftlerin her ikisi de buna odaklandığında, kendisinin dinleyip dinlemediği, partnerini anlayıp anlamadığı kısmına odaklanmıyor. Böyle olunca, ilişkideki partnerlerin her ikisi de anlaşılmamaktan yakınıyor. Çünkü çiftler, birbirini anlamaya çalışmaktan ziyade, birbirlerini ikna etmeye çalışıyor.
Argümanını kuvvetlendirmenin, partnerinin sözlerinden kendisini nasıl daha iyi savunacağının peşinden gidince, iki kişi arasında neler oluyor, neler bitiyor detayları gözden kaçıyor. Bu durum, ilişkilerde çiftlerin en fena düştüğü tuzaklardan biri oluyor.
8. Aşkı başlatmak mı daha zor, yoksa uzun vadede sürdürebilmek mi? Çiftler en çok hangi aşamada kırılıyor?
Eğer kişilerin yakın ilişki yaşamaya dair korkuları varsa, ilişkiyi başlatmak zor oluyor. Çünkü, bağlanmak, bağ kurmak, insanın kalbini, duygusunu açması çok hassas konular. Bazı insanlar, bu özel duyguları hissetmek, yaşamak ve paylaşmaktan korkarlar. Çünkü, zarar göreceklerine, hayal kırıklığına uğrayacaklarına dair korkuları vardır. O nedenle, bir ilişkiye başlamak için adım atmak, o adım için fırsat vermek zor olur.
Bunun aksine, eğer kişilerin yakın ilişkilere dair kaygılı bir yapılanmaları varsa, o zaman da ilişkiyi uzun vadede devam ettirmek zorlaşabiliyor. İlişkiye başlamak, duygularını açmak, bir insanın kalbine dokunmak, duygusal olarak yakınına almak ve orada kalmasını sağlamak bazı insanlar için daha kolay olur. Ancak bu sefer yakınlığın getirdiği zorluklar söz konusu olur. Sınırların çizilememesi ya da korunamaması, bireyselliğin göz ardı edilmesi, yakınlığa cevap alamadığında öfkenin duyulması, uzun vadede itiş-kakışlı bir ilişkinin yaşanmasına sebep olur.
9. Bir terapist olarak sizi en çok şu düşünceye yaklaştıran çift tipi hangisi oluyor: “Keşke bu ilişki hiç başlamasaydı”?
Bazen çiftler ilişkilerinin başında ya da evlilik sürecinden önce, eşlerini değiştirebileceklerine dair inançlara sahip oluyorlar. Bu külliyen yanlış bir inanç. Hiç kimseyi, kendisi istemeden, bunun için emek sarf etmeden değiştiremezsiniz. Kaldı ki, yakın ilişkilerde herkesin bireysel ve ilişkisel ihtiyaçları biricik olacağından, kendi doğrularınıza ve ihtiyaçlarınıza göre partnerinizi de yönlendirmeniz hem doğru hem de mümkün olmaz. O nedenle, ilişkinin başında partnerini değiştirebileceğine inanmak, büyük bir yanılgıdır.
10. Bir ilişkiyi kurtarmaya çalışmanın aslında zaman kaybı olduğunu gösteren net işaretler var mıdır? İnsanlar genelde bu gerçeği ne kadar geç kabul eder?
Bir ilişkide eğer her iki tarafın değil de sadece bir kişinin istekleri duyuluyor, ihtiyaçları karşılanıyorsa, o ilişkinin devam edebilmesi için her şeyin başında bu döngünün kırılması ve yerine sağlıklı bir döngünün kurulması gerekir. Böyle bir döngü olduğunda, partnerlerden biri sürekli alttan alıyor, partnerine uyumlanıyor demektir, diğeri de ya suçlayıcı dille ya da baskın bir tavırla eşinin üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyordur.
Alttan alan kişi, eğer alttan almazsa daha kötü şeylerin olmasından korkar, o nedenle de aynı şekilde davranmaya devam eder. Suçlayıcı dile sahip olan ya da baskın tavrı olan partner ise bir reaksiyon almadığı için aynı şekilde davranmaya devam eder. Bu döngü, çiftlerin girdiği işlevsiz bir döngüdür.
Çünkü, alttan alan insanın bir gün mutlaka ve mutlaka kotaları dolacak ve tahammülü kalmayacak. O zaman geldiğinde de büyük bir pişmanlık ve öfke duygusu duyacak. O kadar büyük bir öfke ki, ilişkiyi yıkmak istercesine öfke. İşte o zaman artık çok geç kalınmıştır. Bunu fark etmek ise uzun yılları almıştır.
11. Sağlıklı bir ilişkinin sürdürülebilir olması için cinsel uyum ne kadar belirleyicidir? Aşk tek başına yeter mi?
Cinsel uyum ilişkinin sağlıklı, mutlu ve sürdürülebilir olması için ilk üçte olması gereken bir unsurdur. Cinselliğin olmadığı aşktan bahsetmek çok zor. Çünkü, âşık olmak, ayakların yerden kesildiği, partnerin dünyanın en harika kadını/erkeği olarak görüldüğü, cinsel çekimin olduğu, tutkulu, heyecan dolu, her şeyin ve partnerlerin kusursuz görüldüğü bir hal. Bu halin kendisi zaten sürdürülebilir olamaz.
Bu âşık olma hali, bir süreçtir, çok kıymetlidir, ancak zaman içinde ilişkide şekil değiştirerek daha ayakları yere basan, kusurların da görüldüğü, kusurlarla beraber sevginin ve bağlının devam ettiği, daha gerçekçi kısımlarının olduğu bir hale dönüşür. İlişki, sürdürülebilir ilişki haline evrildiğinde ise, cinsellik hala önemini korur. Çünkü, cinsellik yakınlığın ve paylaşımın özgürce yaşandığı alandır. Çiftlere haz alanı sağlamakla beraber, bağlılık ve yakınlık duygularını perçinlemelerini de sağlar.
12. Çiftler cinsellik hakkında neden bu kadar zor konuşur? Utanç mı, korku mu, yoksa yanlış öğrenmeler mi daha etkili?
Çiftlerin cinsellik hakkında ve cinsellikleri hakkında konuşmasındaki zorluk özelikle bu coğrafyada “ayıp” gibi görülmesiyle ilintili. Cinsel kimlikleri konuşmak, cinsel yönelimleri konuşmak insanların utanmasına sebep oluyor. Çünkü, içinde bulunduğumuz kültür ve alt-kültürler sanki cinsellik, cinsel kimlikler yokmuş gibi, sadece kapalı kapılar arkasında yaşanabilirmiş gibi inançlara hâkim.
O nedenle de cinselliği özgürce konuşmak da özgürce yaşamak da cinsel yönelimleri özgürce ifade etmek de hem utandırıcı hem de korkutucu hissettiriyor. Çünkü, bunların altında kişiler toplum tarafından kabul görmeyecek, dışlanacak ve yalnız bırakılacakmış endişeleri vardır.
13. Uzun ilişkilerde arzunun azalması normal midir, yoksa bu durum çoğu zaman çözülmemiş duygusal problemlerin bir yansıması mı olur?
Uzun süreli ilişkiler, evlilikler her zaman emek ister. Çünkü ilişki canlı bir organizmadır, her zaman bakıma, sevgiye, ilgiye, şefkate ihtiyaç duyar. Cinsellik de ilişkinin en önemli parçalarından biri olduğu için, cinselliğin de her zaman doyurucu ve sağlıklı olması gerekir. Bunun için, arzunun azalmaması için de emeğe ihtiyacı vardır. Tekdüzeliğe düşmeden, tutkuyu arttıran, arzuyu tetikleyen, yakınlık ve paylaşımı arttıran bir alan olmak zorundadır.
Cinselliğin aktif ve doyurucu olması uzun süreli ilişkilerde de ancak bu sayede mümkün olur. Aksi halde tekdüzeliğe düşen ilişkilerde cinsellik de arzu kaybına uğrar. Buna ek olarak, ilişkide bir türlü çözülemeyen sorunlar, kördüğüm olmuş meseleler olduğunda da çiftlerin cinsel hayatı bu durumdan nasibini alır. Çiftlerin arasındaki çözülmemiş meseleler, duygusal çatışmalar yaşamalarına sebep olduğundan yakınlık kurdukları cinselliği yaşamalarına engel olur. Böylelikle, maalesef ilişkide sorunlar katlanmış olur.
14. Size göre güçlü bir duygusal bağ mı iyi bir cinsel hayat yaratır, yoksa tatmin edici bir cinsel hayat mı duygusal bağı güçlendirir?
Cinsellik bir ilişki kurma biçimidir. Bazıları önce sadece bu dili kullanmak ister, bazıları ise herkesle değil ama sadece duygusal bağ kurmak istediği kişiyle bu dili konuşmak ister. O nedenle kişinin ihtiyacı, cinselliğin ilişkideki rolünü ve yerini belirler. Sıkı bir duygusal bağ kuran bir çiftin, cinsel hayatları mükemmel olmayabilir, hatta aksine cinsel sorunlar bile yaşayabilirler. Ancak buradaki mesele, duygusal bağı kuvvetli olan çiftin, ilişkinin güçlü taraflarını ve kaynaklarını cinsel hayatlarını iyi ve sağlıklı hale getirmek için çabalamalarıdır.
Bu sayede hem ilişkideki bağ kuvvetlenmiş olacak hem de ilişkinin cinselliği doyurucu bir seviyeye gelecek. Bunun aksine, cinsellik üzerine kurulan bir ilişkide, kişiler birbirlerinin en saf ve filtresiz hallerini cinsellik esnasında deneyimlediklerinden dolayı, farkında olarak ya da olmayarak bağ kurmaya başlayabilir. Bu bağ da ilişkinin güçlenmesini sağlayan unsur olur. Özetle, kişilerin ihtiyaçlarına ve konuşmak istedikleri dile göre cinselliğin konumu ve önceliği, ilişkinin bağlı ve güvenli bir ilişki olması belirlenir.
15. Çiftlerin cinsel hayatında en sık karşılaştığınız ama neredeyse hiç konuşulmayan problem nedir?
Özellikle uzun süreli ilişkilerde, evliliklerde monoton hale dönüşen cinsellik ve çiftlerin başka cinsel partnerleri deneyimleme arzuları konuşulması çok zor konular. Özellikle bireysel terapi seanslarında ortaya çıkan bu konular, ilişkileri çıkmaza sürükleyen, ilişkinin en önemli sac ayağından biri olan güveni kökünden zedeleyen durumlar. O nedenle, bu ihtiyaçların sebeplerinin anlaşılması şart.
16. Bir insanın ilişkiye hazır olmadığını gösteren en net davranış nedir?
Bir kişi, duygusal bağ kurmaya hazır değilse, o ilişkiyi inşa etmek için emek, çaba harcamaya gönüllü değilse, ilişki inşa etmeyi hayatının o döneminde önceliklendirmeye niyetli değilse, ilişkiye hazır değil demektir. İlişki, karşılıklı emeklerin, enerjilerin verildiği, ilişkinin önceliklendiği, duygusal bağın oluşturulduğu bir alandır. Bunlar olmazsa, ilişkiden bahsetmek de mümkün olmaz.
17. Doğru partneri seçmek mi daha önemli, yoksa doğru partner olabilmek mi?
Her ikisi de önemli. Ancak partneri olmak istediğiniz, gönül verdiğiniz, bağ kurmak istediğiniz kişinin doğru partneri olarak çabalamanız doğru olur. Gönlünüzün olmadığı, sevginin, bağlılığının, aidiyetin olmadığı bir ilişkide doğru partner-miş gibi yapmak, sürdürülebilir bir ilişki yaşamanızı sağlamaz.
18. Bugün 30 yaşındaki biri size gelip “İlişkilerde büyük hata yapmamak için neyi erken öğrenmeliyim?” diye sorsa, ona vereceğiniz en kritik tavsiye ne olurdu?
İlişkilerde büyük hatalar yapmamak için, ilişkisinin mutlu, sağlıklı ve keyifli olması için bir kişinin önce kendisini tanıması gerekir. Kendi iç dünyasını anlamasını, geçmiş deneyimlerinin bugününe olan etkilerini analiz edip idrak etmesi gerekir. Hayattaki kimliklerini belirlemesi, iş hayatında, sosyal hayatında ve romantik ilişkisinde beklentilerini netleştirmesi, önceliklerini belirlemesi ve duygusal zayıflıklarının ve güçlü taraflarının isimlerini koyması gerekir.
Kendi iç dünyasının hangi döngülere sahip olduğunun, bu döngülere sebep olan duyguların isimlerinin ve inanç kalıplarının farkında olması gerekir. Mutlu bir ilişki kurmak için, kişinin önce kendisiyle mutlu ve dürüst bir ilişki kurması şarttır.
19. Yüksek hedefleri olan, kariyer odaklı insanların ilişkilerde en sık düştüğü kör nokta nedir?
Kariyer odaklı insanların ilişkilerinde en sık düştüğü kör nokta, ilişkilerini de bir “başarı projesi” görmek olur. Kariyerinde başarılı olan insanlar, planlı, organize, sonuç odaklı, hızlı çözüm üreten ve hedef odaklıdır. Bu özelliklerini ilişkilerinin içinde de kullanmaya çalışırlar. İş hayatında başarıları getiren bu özellikler olduğundan, ilişkilerinde de aynı başarıyı getireceği yanılgısına düşerler. Halbuki, ilişki duygusal bir ekosistemdir.
Bu ekosistemde, bağ kurma, duyguları paylaşma, karşılıklı duyguların konuşulduğu ve beklentilerin karşılandığı bir alan yaratılır. Artık kişi, tek başına kararlar almaz, ancak partneriyle bu düzeni kurmaya ve devam ettirmeye başlar. Başarılı kariyer odaklı insanlar bu karşılıklılık durumunu görmezden gelebiliyorlar. Sıkıntılar da tam olarak burada başlıyor.
20. Sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki kurmak isteyen herkesin kendine sorması gereken tek bir soru olsaydı, bu ne olurdu?
Sen sağlıklı bir ilişkinin devam edebilmesi için gerekli olan tüm emeği vermeye, çabayıharcamaya, partnerinden ne bekliyorsan hepsini önce senin partnerine sağlayacağın bir ilişki alanı açmaya hazır mısın? Sorusunu sorarak, kendi iç dünyasıyla, duygularıyla, beklentileriyle ne kadar temas halinde olduğunu vurgulardım. Buna ek olarak, kişinin partneri tarafından anlaşılma, değer görme, ait hissetme vb. gibi istekleri kendisinin de partnerine sağlamaya gönüllü olması gerekliliğinin altını çizerdim.
FounderN Studio Notu
Modern ilişkilerde en büyük dönüşüm, doğru kişiyi bulmaktan çok kendini anlamaya cesaret etmekle başlıyor. Çünkü ilişki, iki kişinin birbirini değiştirdiği değil; iki kişinin birlikte büyümeyi seçtiği bir alan.
Ve belki de en zor soru hâlâ şu:
Sevilmeye hazır mısın, yoksa sadece anlaşılmayı mı bekliyorsun?
İyi Tasarım İnsanı İyileştirir mi? AURA Design Kurucusu Filiz Cingi Yurdakul Anlatıyor
Sosyal Medya’da bizi takip edin! FounderN Instagram Hesabımız.






